İran savaşı sırasında ağır ekonomik bedeller ödeyen hassas ülkeler, gelecekteki olası şoklara karşı yurt içi petrol ve doğalgaz depolama kapasitelerini artırma arayışına girdi.
Bu hareketlilik, küresel piyasalarda yaklaşık yarım milyar varillik ek bir petrol talebini beraberinde getirebilir.
Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması, üç ayı aşkın süre boyunca küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz arzının yüzde 20’sini kesintiye uğrattı.
Bu durum enerji piyasalarını yeniden şekillendirirken, Brent petrolünün varil fiyatını yaklaşık 120 dolara kadar yükseltti. Ancak yaşanan kriz çok daha ağır sonuçlar doğurabilirdi.
Sürecin daha büyük bir yıkıma yol açmasını engelleyen temel unsur, dünyadaki acil durum rezervlerinin devreye sokulabilmesi oldu.
Savaşın erken safhalarında, Uluslararası Enerji Ajansı üyesi 32 ülkenin tamamı, stratejik petrol rezervlerinden toplam 400 million varillik tarihi bir miktarın piyasaya sürülmesi konusunda uzlaştı. Bu süreçte en büyük katkıyı ABD sağladı.
Enerji gözlemcisinin kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği altıncı büyük acil durum müdahalesi olan bu adım, 1973 Arap Petrol Ambargosu’nun ardından şekillendirilen stratejiyi doğrulamış oldu.
Bu kural uyarınca, IEA üyelerinin net ithalatlarının en az 90 gününe eş değer acil durum stoku bulundurması gerekiyor.
Süreçte ikinci önemli dersi ise Çin verdi. IEA’nın tam üyesi olmamasına rağmen Çin, olası kriz senaryolarına karşı yıllardır inşa ettiği ve 1 milyar varili aşan hacmiyle dünyanın en büyüğü olduğu tahmin edilen stratejik petrol rezervini devreye soktu.
Dünyanın en büyük enerji ithalatçısı, bu ihtiyat fonu sayesinde savaş dönemindeki ham petrol alımlarını üçte birden fazla oranda azalttı.
Pekin yönetimi rezervlerini ithalattaki bu düşüş kadar büyük ölçüde eritmemiş olsa da stoklarını kullanma niyetini ve kabiliyetini dünyaya göstermiş oldu.
Arzın daraldığı ve fiyatların yükseldiği bir dönemde piyasadan çekilmek Pekin’e milyarlarca dolar tasarruf sağlarken, enerji ithalatının yaklaşık yüzde 60’ı için Ortadoğu’ya bağımlı olan Asya’nın diğer bölgelerinde görülen ekonomik sarsıntıdan korunmasına da yardımcı oldu.
Enerji krizinin etkileri, özellikle Hindistan, Pakistan, Tayland gibi yerel rezervleri sınırlı olan ekonomilerde oldukça ağır hissedildi.
Önemli miktarda acil durum stoku bulunmayan bu ülkelerin hükümetleri, tüketimi kısmak amacıyla sübvansiyonlara, yakıt kısıtlamalarına, daha kısa çalışma haftalarına ve diğer tasarruf tedbirlerine başvurmak zorunda kaldı.
Yaşanan bu tablonun ardından, mali imkanları elveren hassas ithalatçı ülkelerin stratejik rezervlerini genişletmesi, bütçesi yetersiz olanların ise tüketim azaltma planlarını güçlendirmesi bekleniyor.








